|
|
 |
« Yanıtla #16 : 26 Eylül 2008, 19:38:27 » |
|
Nedir bu ABD düşmanlığı?Batıyı nazi zulmünden kurtaran,komünizm sapıklığının önüne set çeken,harp sonrası yanlız kalmış Türkiye'den Kars Ardahan'ı isteyen Stalin barbarına dur diyen kimdi?Hangi ülkeydi? Senin o kıymetli din kardeşlerin araplar,Bosna'da müslümanlar ölürken ne yaptılar,yine ABD Bosna'yı Kurtardı,Saddam gibi gözüdönmüş bir diktatörü kim gebertti? İran gibi sapık fanatik rejim hastası bir ülke yarın nükleer bombası olursa Türkiye'ye baskı yapmıyacakmı? O ülkenin bu hasta ruhlu kadrosu yok edilirse bizim için daha iyi değilmi?Reel düşün biraz... Evet ABD sabıkalı bir ülkedir,milletler arasında dostluk bağı değil,menfaat bağı vardır bunu biliyoruz ama yinede ABD komşularımız gibi canavar değildir Kürt sorunu ise ucuz propoganda ile geçişcek bir konu değildir ve herşeyin temelinde ekonomi yatar.Saygılarımla... atalay bey saygılarımla birde şöyle bakalım isteresen yazıda diyoki filistinin topraklarını parça parça sattirıp israil devletini kurdular diyoo filistin dediğin küçücük bir yer resmi olmayan bilgilere göre yüzölçümü 363 kilometre 2 1993 tahminlerine göre tüm nufusu 900 bindir TÜRKİYENİN YÜZEĞİNDEKİ TÜM EĞİMLİ ALANLARLA BİRLİKTE 814 BİN 578 KM KAREDİR NUFUSU 65 MİLYONDUR tamam parsel parsel topraklarımızı satıyoruz yarın allah göstermesinde bi savaş çıktığında tahmin edebiliyomusun o topraklarımızı alan yabancılar bura benim diyebilecekmi tapulu malımmı diyecek canını kurtarabilirmi sence yarın israil ve amerika denilen kanı bozuklar topraklarımıza girmeye çalıştığında ırak gibi meziyetsizmi sanıyosun sen bu ülkeyi hiç bişey bilmeyenimiz dahi dedesinden kalma tüfeği temizleyip bilene verir biz yıllardır boyunduruk altına girmemiş bir ülkeyiz GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞAMIZ 1915 YILINDA ÇANAKKALEDE ECNEBİLERİ BOĞAZA GÖMDÜĞÜNDE O YILLARIN EN FAKİR ÜLKESİ BİZDİK o halde seyit onbaşımız 250 kiloluk mermiyi alıp oşın gemisini vurdu ve belki bizlerden küçüktü ŞİMDİ YIL 2008 DÜNYADA İKİTANE GECE NOKTA ATIŞI YAPAN SİLAH VAR BİRİ İSRAİLDE BİRİ BİZDE HAAAAAA ŞUNU DA DİYEBİLİRSİN AMERİKANIN SİLAH POTANSİYELİ BİZDEN FAZLA pekii İMAN GÜCÜNÜ DÜŞÜNDÜNMÜ bizler okuyup büyük adam olalımki yıl 2029 değil 4029 senesende torunlarına yalnız türkiyeyi değil 3 kıtayı bırakalım
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi. -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya- Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı' Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer, Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer. Yedi iklimi cihânın duruyor karşında, Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk: Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ! Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil, Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil, Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz. Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb, Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı; Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam, Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer; O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller, Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre. Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm? Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler, Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer; Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi; 'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi. Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek. Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar, Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi... Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın? 'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. 'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle, Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına, Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana. Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i, Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran... Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın; Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât, Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber. Mehmet Akif Ersoy
|