Herşey Varmış Bu Sitede Herşey Var
Ana Sayfa Yardım Kimler Online İstatistikler Takvim Giriş Yap Kayıt

Herşey Varmış Bu Sitede Herşey Var > Yörelerimiz Benim Memleketim > Yörelerimiz Memleketimiz > Güneydoğu Anadolu Bölgesi > Diyarbakır
  Sayfa: [1]
Cevap Ver Yeni Konu Yeni Anket
  Konu Adı: Diyarbakır : 27 Aralık 2006, 21:11:27
şiyar

Aktif Üye

*


Üye No : 160

Yaş : 30

Cinsiyet : Bay

Nereden : ordan

Konu Sayısı: 124

Mesaj : 284


Rep Gücü: 6
Karma: 2732


Üyelik Bilgileri E-Posta
Offline
Diyarbakır
« : 27 Aralık 2006, 21:11:27 »

Diyarbakır
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


Diyarbakır
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Diyarbakır
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Diyarbakır
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Diyarbakır
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Taşlar ve Düşler Kenti DİYARBAKIR

Diyarbakır “Taşlar” la “Düşler”in Toplamıdır
“Bir zamanlar Karacadağ’ın Tepesi’nde, dağ büyüklüğünde bir ejderha yaşarmış. Ejderhanın ağzından çıkan alevler kasıp kavururmuş ortalığı. Günün birinde bir zincir şakırtısı duyulmuş. Zincir dağın içine inerek ejderhayı boynundan yakalamış ve göklere çekmiş. Halk böylece kurtulmuş bu ateş saçan ejderhadan...
Derler ki; Karacadağ’ın taşları işte o ejderhanın ağzından çıkan alevler nedeniyle yanmış, kararmıştır...”

Diyarbakır “taşlar”ın kentidir,
Diyarbakır “düşler”in kentidir... Diyarbakır “taşlar”ın “düşler”le buluştuğu yerdir.
Yüzbinlerce yıl önce Karacadağ gibi volkanik dağların kraterlerinden püsküren lavların, yüzbinlerce yıl sonraya armağanıdır Diyarbakır...
Diyarbakır “taşlar”ın başında “bazalt” gelir...Yerkürenin derinliklerinden günyüzüne püsküren lavlar “bazalt”laşırken yüzeyde ya da derinde oluşuna ve çabuk ya da soğumasına bağlı olarak gözenekli veya gözeneksiz olurlar. Diyarbakır’da bazaltın gözeneksiz olanına “erkek taş” gözeneklisine ise “dişi taş” denilir. Gözenekli dişi taşın işlenmesi o denli kolaysa, gözeneksiz erkek taşın işlenmesi de o denli zordur. Gel gör ki, bu iki taş da Diyarbakır mimarisine can verir, ruh katar...
“Erkek taş” azdır; yapıların özellikle söve , lento, sütun, başlık, havuz, pencere, kapı gibi yük binen bölümlerinde kullanılır. Kemerler onunla direnir...
Yazıtlar onunla dile gelir... Ustaların hüneri taşın sertliğini unutturur. Ne denli zor işlenirse de, estetiğinin kalıcılığını onu Diyarbakır yapılarının bir vazgeçilmezi yapmıştır...

Diyarbakır
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

“Dişi taş” “erkek taş”ın yandaşıdır. “Erkek taşı”ın yanı başındadır her daim. Birbirlerini tamamlarlar; tıpkı yaşamda erkeğin kadını, kadının erkeği tamamlaması gibi...  Taşı sıradan olmaktan çıkaran ise, ustanın “düş”ü ve elindeki murcu, madırgası ve tarağıdır. Taşın böğrüne her bir iniş-kalkış ustanın düşüne biraz daha yaklaşmasıdır...
Taşların düşlerle buluştuğu yerdir Diyarbakır...Taşlarla düşlerin toplamıdır....
Taşların ve düşlerin kenti olan Diyarbakır, gizemli duruşunun arkasında tarihin büyük adımlarını saklar. Bu sadece Anadolu tarihinin değil, insanlık tarihinin büyük adımlarıdır. Kesintisiz, sürekli ve görkemli...

DİCLE :BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ
Düşünmeyi becerebildiğinden bu yana insanoğlunun en büyük sorusu ortak bir merakımızı ifade eder. “Önce ne vardı?”
Değişik kültürler bu soruya benzer yanıtlar vermeye çalıştılar. Efsaneler ve inançlar, bu meraka yönelik çeşitli çözümler ürettiler. Eğer bir başlangıç aranıyorsa ve bilgi ile henüz keşfedilmemiş ise Anadolu kültürlerinin bugünde yaşayan yalın anlatımı girer devreye. Böylesi bir durumda Anadolu insanı “Bir varmış, bir yokmuş” diye başlarlar söze. Bu söz, hem gerçeğin hem de düşlerin yolunu açar bize...
Yaratılış efsaneler birbirine benzer. Yunan kaynaklı batı anlatımları, “önce kaos vardı” diye söze başlar ve ilk varlık olarak toprağı öne çıkartır. Doğulu anlatımlar ise, “önce su vardı” diye söze girer ve toprağı suların içinden yaratır... Başlangıç sıralamaları ne olursa olsun, su, toprak ve hava varoluşun ilk üç temel maddesidir. İnsanoğlu bu önceliklerini, ilk tanrılarını anlatırken de kullanır.
Diyarbakır’ı anlamak/anlatmak için de söze “Bir varmış, bir yokmuş” diye başlamak yanlış olmaz. Ama “Diyarbakır’dan önce ne vardı?” diye sorgulayacak olursak, cümleyi tamamlamak gerekecektir. : “Bir varmış bir yokmuş... Dicle diye bir nehir varmış; azgın, deli ve bereketli.”
Dicle, 1900 km uzunluğunda bir su yolculuğunu ifade eder. Maden suyu adıyla Elazığ’ın Maden ilçesi yakınlarından doğar ve çeşitli su kollarının katılımı ile büyüyerek Basra Körfezinde kardeşi Fırat ile iyice yakınlaşarak denize akar. Dicle’nin 523 km’si Türkiye toprakları içinde kalır.
Dicle tek başına akıp giden değil, kardeşi de olan ve onunla birlikte anılan bir nehir! Onun milyonlarca yıllık öyküsü hep Fırat’la birlikte anılmıştır. Dicle ile Fırat’ın bu uzun yolculuğu sadece sıradan bir su yolculuğu değildir. Bu iki kardeşin birlikteliği, kutsal kitaplarda başlayan bir yol arkadaşlığı, insan oğluna uygarlık kapılarını açan bir “kültür yolu”dur. İnsanoğlu ilk bereketi, ilk hasadı, ilk kentleri, ilk tapınakları ve ilk yazıyı bu iki nehir arasında var etti. Bu iki nehir arasına, her kültür kendi özel diliyle ama saygıyla yaklaştı. Uygarlıkların bu olağanüstü başlangıç noktasına, ortaklaşa Mezopotamya (İki nehir arası) adını verdik. Zaman içinde de Mezopotamya kavramı, bir bölge olmanın ötesine geçti ve uygarlığın başlangıcı ile eş anlamlı hale geldi. Dicle Mezopotamya’dır; Dicle Uygarlıktır. Geçtiği, gezdiği bütün coğrafyalara sadece bereketi değil, uygarlığı da taşır. Sadece Mezopotamya’yı Anadolu’ya, Anadolu’yu Mezopotamya’ya bağlamakla kalmaz; Doğu’u Batı’ya Batı’yı da Doğuya bağlar.
Dicle, aynı zamanda bir düşler imparatorluğudur. Geçtiği coğrafyaların toprağı gibi edebiyatına, sanatına, folkluruna , efsanelerine de bereket taşıyan bir düş ve düşünce suyudur. Dicle’nin bereket yaratan suları kadar, azgın ve yırtıcı akışı da derin izler bırakmıştır. Yunan mitolojisine göre, Asyalı Nympha kaplana dönüşmüş olan Dionysos’tan çıkarken bir ırmağın kenarına gelir. Ancak ırmağı geçebilmek için Dionysos’un kollarına sığınmak zorunda kalır ve ondan gebe kalır. Doğan çocuğa, sonradan Med soyuna adını verecek olan Medos adı verilir. Dionysos ve Nympha’nın birlikte geçtiği ırmağa ise Tigris (Kaplan) adı verilir. Bu mitos, Dicle Irmağı’nın Batı dillerindeki adını yaratır. Anadolu insanı düşler dünyasına bir başka Dicle söylencesini daha katar. O’nun bereket ile dehşet arasındaki varlığına “adalet” duygusunu ekler. Yöre halkının inanışına göre, Dicle’nin kaynağından Basra Körfezine ulaşan yol haritası Danyal Peygamber tarafından çizilmiştir. Allah, Danyal Peygambere bu görevi verdiğinde onu şöyle uyarır:

“Elinde asa ile suyun çıktığı mağaranın ağzından başlayarak bir çizgi çiz, su arkandan gelecek. Ancak yetimlerin, dul kadınların, fakirlerin vakıfların malına ve mülküne yetiştiğin zaman güzergahını değiştir ki, su bunlara zarar vermesin.”

Dicle’nin akış güzergahındaki ziksakları, mendereslerin, yer değiştirmelerin yöre halkınca yorumu böyledir. Dicle dehşetli bir sudur ama aynı anda adildir de... Bereketin ve uygarlığın kalıcılığı adil olmasından geçer... Bu deli ve hırçın su, Diyarbakır önünde bereketini ve adaletini kanıtlamak istercesine geniş bir deltaya yayılır. Sanki Diyarbakır etrafında oyalanmak istercesine yavaşlar. Diyarbakır’da üzerine yerleşmiş olduğu lav sahanlığından onun bereketini ve adaletini taşıyışını seyretmeye doyamaz.
Dicle ile Diyarbakır birbirine yakışan iki aşık gibidir. İkisi de birbirini besleyen, güzelleştiren iki aşık... Bu yüzden Diyarbakır hep bir “Dicle Başkenti” olarak anılır. Taşlarla yaratılmış, taşlarla var edilmiş bir kültür başkentine, Diyarbakıra, gerçeklerden ve düşlerden örülmüş bir deli su , Dicle eşlik eder.
Bu aşk, aynı anda, binlerce yıllık bir vefadır.

MEZOPOTAMYA’NIN KİLİDİ: DİYARBAKIR
Dicle ve Fırat adlı bu iki kardeş nehir, milyonlarca yıl geçtikleri dağlardan ve ovalardan kopardıkları tonlarca bereketli toprağı Basra Körfezi’ni yığar. İlk uygarlıklar bu bereket birikiminin etrafında ve bu iki nehrin arasında kalan Mezopotamya’da oluşmaya başlar.

Kendisine başlangıç izleri arayan insanoğlu, Mezopotamya denilen toprak üzerinde gerçekleştirdiği inanılmaz değişimi bugün artık biliyor. Arkeoloji dünyası Mezopotamya’yı, diğer bir değişle, başlangıç izlerini genişletiyor. Yeni bilimsel vurgular ve veriler, daha kuzeydeki başka “başlangıç noktaları”na işaret ediyor.
Günümüzde beş bin yıl öncesine ait Sümer ve Akad metinlerinde “Subartu” adlı bir bölgeden söz edilir. Subartu, Dicle ile Fırat arasındaki bölgenin adıdır ve tıpkı Mezopotamya gibi “Irmaklar arası” anlamına gelir. Buraya yerleşmiş halka da “Subaru” denilir. Yukarı Dicle boylarının ilk medeni halkı Subaru’lardan sayılan Hurrilerdir.
Dicle’nin doğduğu topraklar bereket sunmadan, çevresindeki insanlara uygarlığın zemini kurmadan , nimetlerini onlarla paylaşmadan aşağılara akıp gitmesi de adil değil. Nitekim bilim ve kültür çevreleri Mezopotamya bereketinin yayıldığı bu toprakları “Bereketli Hilal” olarak nitelendiriyorlar. Güneydoğu Anadolu Bölgesi “Berekteli Hilal”ın karnı ve iki ucu arasında kalan büyük ve geniş bir coğrafyadır. Bu toprakların önemli bir kent olarak Diyarbakır, bir anlamda Mezopotamya’nın kuzeyde yer alan kilididir.
Logged

Sessiz Sakin Bir Yer Bulsam Koysam Başımı Yalnızlığıma

Kaçağım
Eşkiya aşklar yaşarım durmadan
kaşla göz dağla uçurum arası konar göçerim..
E-Posta
Forum Avrupa Baglanti



Diyarbakır yükle Diyarbakır indir Diyarbakır mp3 Diyarbakır müzik Diyarbakır komik Diyarbakır video Diyarbakır download Diyarbakır şifre Diyarbakır tube Diyarbakır sıcak Diyarbakır bedava Diyarbakır youtube Diyarbakır vidyo izle Diyarbakır seyret Diyarbakır resim Diyarbakır fıkra Diyarbakır dinle Diyarbakır online Diyarbakır oyun
  Sayfa: [1]
Cevap Ver Yeni Konu Yeni Anket
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  


Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks

izlesene youtube | Modifiye By Atalay Herşey Varmış





Yükleniyor...